top of page

Kafeinli ve Kafeinsiz Kahvenin Depresyonla Olan İlişkileri ve Karşılaştırılması


Bugün konumuz oldukça ilginç, kafeinli ve kafeinsiz kahvenin depresyonla olan ilişkileri ve karşılaştırılması…


Günlük belirli ve kontrollü oranlarda tüketilen kahvenin sağlık üzerinde sayısız olumlu etkisi olduğunu biliyoruz. Bu potansiyel sağlık faydalarından daha önceki yazılarımızda detaylıca bahsettiğimiz kahvede bulunan birçok biyoaktif bileşenin sorumlu olduğunu söylemiştik. Kahvenin anti-enflamatuar ve antioksidan etkiye sahip bileşikler içerdiğini gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. Kafeinin ardından, en bol miktarda bulunan beş bileşik, kafeik asit, klorojenik asit, ferulik asit, pirogalik asit, trigonellin'dir ve bunların hepsi anti-enflamatuar ve antioksidan etkiye sahip oldukları çalışmalarla kanıtlanmıştır. Çeşitli epidemiyolojik çalışmalar ise kafeinli kahve tüketiminin depresyon riski ile ters orantılı olduğunu göstermiştir. Kahvede bulunan birçok bileşen, aralarında bu çalışmada incelenen altı bileşeni de içeren doğal ürünlerin polifenol ve alkaloit sınıflarına aittir. Bu bileşikler, anti-inflamatuar, nörogenez-promotör aktiviteye sahip olduğu ve anti-oksidan özellikleri olduğu için in vitro ve in vivo çalışmalarda depresyona etkisi değerlendirilmiştir. Belki de depresif olduğumuz anlarda hemen bir kahveye sarılmamız hücrelerimizin bizi daha iyi ruh haline götürmek için gizli bir çabasıdır. Bu çalışmada ise asıl amaçlanan, kafein içeren ve kafein içermeyen kahvenin depresyona olan etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu inceleme yapılırken çalışma grubu bu ikisinin haricinde kahveden tamamen ayrıştırılmış kafein molekülünün de tek başına depresyona olan etkisine bakmıştır. Araştırmaya göz atmaya başlayalım. Bildiğimiz gibi kahvenin önemli bir bileşeni olan kafein, hem yeşil hem de kavrulmuş kahve çekirdeklerinde bulunur. Arabica kahve çekirdeklerinde %1.1 oranında bulunan kafeinin, Robusta kahve çekirdeklerinde oranı %2.2 civarlarındadır. Kafein, uyanıklığı ve uyarılmayı artırmaktadır fakat biyolojik saate göre yanlış zamanlarda alındığında uyku kalitesini azaltmaktadır. Ayrıca, bazı insanlar için kafein gastrointestinal rahatsızlıklar, çarpıntı ve yüksek tansiyon gibi olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Fakat kahvede bulunan kafeinin günlük doz aşımı ile ilgili önerilen miktarlar yalnızca öneri niteliğinde kalıp, zararları konusunda net ifadeler yer almamaktadır. Kadınlarda hamilelik dönemi için de aynı şekilde Amerika ve İngiltere ve Dünya sağlık kuruluşlarından günlük önerilen tüketim miktarı verilmektedir, şu zararları var denememektedir. Bu konuya başka bir yazıda değineceğiz.

Bunların dışında, kafein hassasiyeti diye bir gerçek vardır ve bu hassasiyeti olan bazı kişiler, kafeini önlemek için kafeinsiz kahve tercih ederler. Kafeinsiz kahve tüketimi, son yıllarda giderek artmaktadır. Almanya'da bu oran %5 iken, ABD'de %20 civarına kadar çıkıyor. Kafeinsiz kahve ürünlerindeki maksimum kafein içeriği dünyada ülkelere göre farklılık göstermektedir. Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada genellikle yeşil ve kavrulmuş kahvede maksimum %0,1 kafein kısıtlaması getirirler. 1908 yılından beri, ki gördüğünüz gibi tarihi epey eskiye dayanıyor, başarılı ilk kafein çıkarma işlemi patenti alınmıştır ve bu patent su ile yeşil kahve çekirdeklerinin önceden ıslatılarak kafein çıkarma prosesine dayanmaktadır ve hala endüstriyel ölçekte uygulanan işlemlerden biridir. Akabinde yapılan inovatif buluşlarla kafein çıkarımı için üç yaygın yöntem sıralanmaktadır: organik çözücüler, su ve sıvı veya süperkritik karbon dioksit (LiCO2 veya scCO2) kullanımı. En yaygın organik çözücüler metilen klorid (DCM) ve etil asetat (EA) kullanılır. Süperkritik CO2 ile kafein çıkarma, zararsız, yanmaz ve üstün seçicilik özellikleri nedeniyle son zamanlarda bir trend haline gelmiştir.


Kahvenin kafeinsizleştirilmesi ve temel esasları konusuyla ilgili yazımızı buradan okuyabilirsiniz.


Kahve çekirdek hücrelerinden kafeinin uzaklaştırılması, kütle kaybı ve çözücü kalıntıları gibi istenmeyen yan etkilere neden olabilir. Kafeinsiz kahve içenler için en doğrudan etki, nispeten sade ve ince tatlı olmasıdır. Bunun nedeni, aroma bileşiklerinin üretildiği kavurma işleminin, kafeinsizleştirme işleminden sonra gerçekleştirilmesidir. Maalesef ki bazı aroma öncülleri kafeinle birlikte ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, aroma kavurma sırasında büyük ölçüde oluşamaz hale gelir. Daha önce yapılmış bir çalışmada, kafeinsiz kahvede alkilpirazinlerin içeriğinin normal kahveye göre çok daha düşük olduğu rapor edilmiştir, bu da kafeinsizleştirme işleminin istenmeyen fakat önüne de geçilemeyen bir sonucudur. Ayrıca, pirazin varlığı tarafından önemli ölçüde katkı sağlanan tatlı odunsu aromalar da azalmıştır. Kahve tadı üzerinde kafeinsizleştirme işleminin etkisi hakkında az sayıda makale yayınlanmıştır. Ancak, yeşil ve siyah çayda kafeinsizleştirme işleminin lezzet değişimleri iyi araştırılmıştır. Kafein ne kadar uzaklaştırılırsa, uçucu bileşikler o kadar azalmaktadır. Bazı aroma aktif bileşiklerin kafeinsizleştirme işleminden sonra kaybolduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada bu aroma kayıplarına kanıt niteliğindedir.

Yapılan çalışmada, Avustralya'da yaygın olarak tüketilen çeşitli markaların ve partilerin dokuz kafeinli ve dokuz kafeinsiz örneklerinin, kafein dışındaki diğer ana biyoaktif kahve bileşenlerinin miktarı HPLC yöntemi ile analiz edilmiştir

Daha önce yapılan çalışmalarda, kimi sonuçlar kahvenin kafeinsizleştirme sürecinin sonrasında kimyasal yapıda çok büyük bir değişiklik olmadığı raporlanırken, kimi çalışmalarda ise klorojenik asitlerin ve kafeik asitlerin kafeinsizleştirme işleminden sonra büyük oranda azaldığı raporlanmıştır. Buradaki farklılıkların asıl kaynağının kullanılan kafeinsizleştirme yönteminin farklılıklarından kaynaklanmaktadır yorumu yapılmıştır.

Bu çalışmada, üç farklı kahve markasının üç farklı parti numunesinin analiz edilmesi sonucu her bir bileşenin minimum ve maksimum miktarları arasında önemli bir değişkenlik (yukarıdaki tablo bunu anlatmaktadır) gözlemlenmiştir. Bu değişkenliğin farklı Coffea arabica ve Coffea canephora türlerinin kullanılması, kahve çekirdeklerinin kavrulma derecesi, gibi farklı etkenlerden kaynaklanabileceği yorumu yapılmıştır. Ancak, kafein dışındaki diğer bioaktif kahve bileşenlerinin kafeinsizleştirme işlemi sırasında önemli bir kayıp yaşamadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, bu çalışmada sadece kahvede bulunan en yaygın biyoaktif bileşenlerin kaybı değerlendirildiği için, ileride yapılacak çalışmaların analizi yapılmamış diğer tüm biyoaktiflerin değerlendirilip ortaya koyulmasından sonra tam anlamıyla yorum yapılabilir çıktısına ulaşılmıştır. Bu sonuçlar, decaf kahve işlemindeki ana biyoaktif bileşenlerin kaybının, birçok epidemiyolojik çalışmada gösterilen depresyon riskindeki azalmayla ilişkili gözlenen farklılıklardan sorumlu olmadığını göstermiştir. Buradan özetle, kafeinsizleştirilmiş kahve ile kafeinli kahve arasında ana biyoaktiflerde büyük farklılıklar olmadığından ikisinin de depresyonun seyrine olumlu yönde etki edeceği yorumu yapılabilir. Fakat bu alanda çalışmalar oldukça kısıtlıdır, o nedenle çalışmalarda bilgi birikimleri yüksek olmadığından yorumlar söz konusu olmaktadır. Şu kesindir ki, en keyifli anlarınızdan en depresif anlarınıza kadar tüm duygu durumlarınız için kahve her zaman en iyi arkadaştır.


Duygu Kurtuluş


Co-Founder / Chemist / Nanotechnology Engineer / Hazardous Chemical Consultant / Chemical Evaluation Specialist


Article Name:

Bioactive Constituents in Caffeinated and Decaffeinated Coffee and Their Effect on the Risk of Depression—A Comparative Constituent Analysis Study

51 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page